| Yazar : Sait Faik Abasıyanık |
| aşk etmek |
"Sandalyeyi elinden alıp iki tokat aşk etti." |
| ateş |
"Ateşi kırktan aşağıya düşmezdi." |
| atlamak |
"Atlasam bir vapura, şehre insem diyorum." |
| ayaklarının ( ya d... |
"Onları uyandırmaktan korkar gibi ayaklarının |
| aymak, -ar |
"...bırak gece yarısı hoşbeşi Allah aşkına, |
| ayyaş |
"Ayyaşlar, bol bol buzlu, buzsuz rakı içtiler." |
| babalık |
"Sen karışma bakalım babalık! Fazla söylenmeye başladın. Ayıp ne demek." |
| badem gözlü |
"Sarı saçlı, ince kaşlı, çekme burunlu, bade |
| badik |
"Badik kızların yanı sıra perçemli öğrenciler geçiyordu." |
| bahis açmak ( ya da... |
"Senden bahis açılmadıkça susmak isterim." |
| bahşiş |
"Artık iş olduktan sonra benim bahşişimi de unutmazsınız dedi." |
| bakraç |
"Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor." |
| balıkçılık |
"Muharrem artık yaInız balıkçılıkla geçiniyordu." |
| barışma |
"Cürmü meşhut hâkimi evvela onlara barışmalarını teklif etti." |
| basmak, -ar |
"Bir kahkaha basarak merdivenleri inmeye başladım." |
| basmak, -ar |
"Şehri akşamüstü sis basmıştı." |
| basmak, -ar |
"Şuraya başparmağını bas dediler ben de bastım." |
| başparmak |
"Şuraya başparmağını bas dediler, ben de bastım." |
| belli olmak |
"Dilinden Anadolulu olduğu belli oluyordu." |
| belsoğukluğu, -nu |
"Ta eskiden, yirmi sene evvel bir belsoğukluğu geçirdimdi." |
| ben |
"Büyük gözleri, çok belli kaşları, benlerle dolu bir yüzü vardı." |
| berberlik |
"O küçücük dükkânda baba mesleği berberlikl |
| berrak |
"Günlerden güzel, berrak bir kış günüydü." |
| berzah |
"Yuvarlak dünyanın üstünde fiyortlar, berzahlar, limanlar doludur." |
| bıyık |
"İlk bıyığını kesmemişti. İncecik, modaya uygun bırakmıştı." |
| bilardo |
"Kalın, sarı bira bardaklı, bilardosunun çuhas |
| bin bir |
"İlk vapurdan bin bir yabancı çıkıyor." |
| bir yana |
"Ondan bizi, Azrail bir yana, kimse vazgeçiremez." |
| biriktirmek |
"Zehra, aldığı bütün paraları biriktiren, iyi kalpli, sessiz bir kızdı." |
| bitmek, -er |
"Dün akşam param bitmişti." |