| 1 |
Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak.
|
| 2 |
Koymak.
"İki iskemlenin arasında duran bir sehpaya elindekileri bıraktı."
- Füruzan
|
| 3 |
Bir işi başka bir zamana ertelemek.
Gezmeyi haftaya bıraktık.
|
| 4 |
Unutmak.
Acaba eldivenlerimi nerde bıraktım?
|
| 5 |
Eski durumunu değiştirmemek.
Masayı yerinde bırak! Bakan, müsteşarı yerinde bıraktı.
|
| 6 |
Saklamak, artırmak.
Paranın bir kısmını bırak!
|
| 7 |
Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek.
Bu işi size bırakıyorum.
|
| 8 |
Engel olmamak.
Bırakın beni gideyim. Suyu bırakın aksın.
|
| 9 |
Sarkıtmak.
Saçlarını omzuna bırakmış.
|
| 10 |
(Ölen, ayrılan birinden iş, nesne vb.) Kalmak.
Karısına çok mal bıraktı. Yapıt bırakmadan öldü.
|
| 11 |
Bir alışkanlıktan ya da bir işten vazgeçmek.
"Bırakayım artık divanları, ne açıp okuyayım, ne de sözünü edeyim diyorum, olmuyor bir türlü."
- Nurullah Ataç
Sigarayı bırakmak.
|
| 12 |
Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak.
Bu meseleyi bırakalım.
|
| 13 |
(Bıyık ya da sakal) Uzatmak.
Sakal bırakmak.
|
| 14 |
Özgürlük vermek.
Kafesteki kuşu bıraktım.
|
| 15 |
Boşamak.
Eskiden erkekler bir tek sözle karılarını bırakabilirlerdi.
|
| 16 |
Kötü bir durumda terk etmek.
|
| 17 |
Ayrılmak; terk etmek.
"Adamlardan işi bırakanlar birer ikişer geliyorlardı"
- Fakir Baykurt
Beni yarı yolda bırakma.
|
| 18 |
Sınıf geçirmemek, döndürmek.
Öğretmen üç tembel çocuğu bıraktı.
|