| 1 |
Bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek.
Makineyi bozmak. Bu iki radyo istasyonu birbirini bozuyor.
|
| 2 |
Bir yerin, bir şeyin düzenini bozmak, karıştırmak.
Bölücüler düzeni, huzuru bozar.
|
| 3 |
Sağlığına dokunmak, zarar vermek.
Acılı yemek midemi bozdu. Deterjan cildini bozmuş.
|
| 4 |
(Soyut şeyler için) Kötü duruma getirmek.
Kötü arkadaşlar çocuğun ahlakını bozar. Akortsuz sazıyla türküyü bozmuş.
|
| 5 |
Geçersiz bir duruma getirmek.
Pazarlığı bozmak. Kararı bozmak. Anlaşmayı bozmak.
|
| 6 |
Bir ilişkiyi, bağı koparmak.
Bu incir çekirdeğini doldurmayan olay mı dostluğunuzu bozdu?
|
| 7 |
Büyük parayı ufak birimlere ayırmak.
Bu parayı bozar mısınız?
|
| 8 |
Bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak ya da sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek.
Adamcağızı fena bozdunuz.
|
| 9 |
Bozguna uğratmak, yenmek, ºmağlup etmek.
Düşman ordusunu bozmak.
|
| 10 |
Altını paraya çevirmek, bozdurmak.
|
| 11 |
Bağ ya da bostanın son ürününü toplamak.
Bostanı bozduk.
|
| 12 |
Kızlığını, bakireliğini gidermek.
|
| 13 |
Aklını yitirecek derecede bir şeye düşkün olmak.
Adamcağız (kafasını) politikayla bozmuş.
|
| 14 |
Biçimini ve kullanılışını değiştirmek.
"Eskileri bozuyor; beni, çocuğu giydiriyor."
- Ömer Seyfettin
|
| 15 |
Bırakmak, dağıtmak.
Çifti bozmak. İşini bozmak.
|